***BENİMLE HERŞEY***

7/3/2009 - ÇİÇEĞİN GÖREVİ NEDİR?

Kategori: bilgi
Bitkide çiçeğin görevi tozlaşma yoluyla bitkinin çoğalmasını sağlamaktır. Bir çiçeğin erkek organından serbest kalan polenlerin diğer çiçeğin dişi organının tepeciğine ulaşması ve burada yeni bitki tohumlarının oluşması olayıdır. Tozlaşma olayında etkili faktörler şunlardır:

     1.Rüzgar: Polenlerin taşınması rüzgarla sağlanır. Kullanışlı ve sık görülen bir tozlaşma çeşidi değildir.

     2.Böcekler: Polenlerin arılar, sinekler ve benzer böcekler tarafından taşınması. Yaygın olan tozlaşma şeklidir. Çiçeğin güzel kokusu, güzel ve parlak görünümü ve salgıladığı şekerli maddeler böceklerin dikkatini çeker. Çiçeğin üzerine gelen böceklerin ayaklarına yapışan polenler böceğin diğer çiçeklere konmasıyla oralara taşınmış olurlar.

     3.Kendi kendine tozlaşma: Aynı çiçeğin erkek organındaki polenlerin dişi organına ulaşması sonucu meydana gelen tozlaşma şeklidir.

     Çiçekte döllenme sonucunda tohum oluşur ve bu tohumun etrafının yumurtalıkla çevrilmesi sonucu meyve oluşur. Tohumun toprakta çimlenmesiyle yeni bitkiler oluşmuş olur.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/1/2009 - .-.-.COMİC.-.-.

Kategori: bilgi

70 YIL YAŞAYAN BİR İNSAN NELER YAPAR??

25 bin 550 gün yaşar.

45 ton ağırlığında yemek yer.
(BU TOPLAM 3 VAGON DOLUSU YAPAR)

24 yılı uykuda geçer.

125.km yol yürür.
(BU DÜNYANIN ÇEVRESİNİ 3 DEFA DOLAŞMAK DEMEKTİR)

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/1/2009 - "ANITKABİR"

Kategori: bilgi



Yapıldığı dönemin en iyi örneklerinden olan Anıtkabir,Barış parkı ve Anıt bloku olarak iki kola ayrılır.
Anıtkabir,Atatürk'ün "YURTTA SULH,CİHANDA SULH!" özdeyişinden ilhanm alınarak,çeşitli yabancı ülkelerden ve Türkiye'nin bazı bölgelerinden getirilen fidanlarla oluşturulan Barış Parkı içinde yükselmektedir.
Barış Parkı için Afganistan,ABD,Almanya,Avusturya,Belçika,Çin,Danimarka,Finlandiya,Fransa,Hindistan,Irak,İngiltere,
İspanya,İsrail,İsveç,İtalya,Japonya,Kanada,Kıbrıs,Mısır,Norveç,Portekiz,Yugoslavya ve Yunanistan'dan çeşitli ağaç ve fidanlar getirildi.
Bugün Barış Parkı'nda 104 ayrı türden yaklaşık 48.500 adet süs ağaçı,ağaççık ve süs bitkisi bulunmaktadır.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/12/2008 - MANTARLAR

Kategori: bilgi
Bitkilerdeki gibi gelişmiş bir kök,gövde yaprak sistemi bulunmayan,klorofil içermeyen çoğunlukla çürükçül yada asalak olarak yaşayan 50 bin kadar bitki benzeri canlı türünü oluşturduğu bölümdür.Bu bölümün üyeleri şapkalı mantarlar adıyla anılan belli bir biçim yada büyüklükteki mantar türlerinden,tek ve hücreli ve mikroskobik olanlara kadar çeşitlilik gösterir.Mantarları inleyen bilim dalına mikoloji denir.Şimdiye değin 50 bin kadar mantar türü tanımlanmış olmasına karşın gerçekte yeryüzünde 100 bin-250 bin mantar türü bulunduğu sanılmaktadır.Ayrıca 500’den çok soyu tükenmiş mantar türüne saptanmıştır.
Dünyanın her yerine dağılmış olan bu canlılar yaşamaları için yeterli nemin bulunduğu her ortamda;örneğin toprakta, havada, suda ,hatta bitki ve hayvanların üzerinde bile yaşayabilir.Mantarlar bakterilerle birlikte doğada organik maddelerin temel kişilerin ayrılmasında rol oynar; yani ölmüş bitki ve kalıntılarının karbon,oksijen,azot ve fosfora yıkılarak toprağa ve atmosfere karışmasını sağlar.Bir bölümü doğrudan besin olarak tüketilen,bazıları ise sanayide enzim,organik asit ,vitamin,antibiyotik,ekmek ve pastacılık ürünlerinin üretiminde kullanılan mantarlar insanın günlük yaşamının vazgeçilmez öğelerindendir.
1928’de Alexander Fleming’in bir küf mantarı olan penisilinin bakteri gelişimini engellediğini ortaya çıkarılmasıyla mantarların insan sağlığındaki önemi anlaşılmış oldu.Bunca yararlı yönlerine karşın mantarların bazı üyeleri bitkilerde ve insanlarda çeşitli hastalıklara,yiyeceklerde küflenme ve çürümelere yol açar; bazılarda zehirlenmelere neden olur.Mantarların büyük bir bölümünde eşeysiz üreme görülür;bu üreme biçimde sporlar ya doğrudan hifler üzerinde ya da çoğu kez olduğu gibi özel spor üretici hifler üzerinde oluşur.
Mantarların yayılışını belirleyen iki etken;nem ve sıcaklıktır.Bu yayılışta ortamdaki besin kaynakları da önemli rol oynar.Mantarların büyük bir bölümü için toprak ideal bir yetişme ortamı olmasına rağmen;bazı sucul mantarlar temiz ve serin suları tercih eder.En iyi büyüme sıcaklığı genelde 20 derece ile 30 derece arasında değişir.
Mantarlar klorofil taşımadıkları,bu yüzden de fotosentez yapamadıkları için karbonhidrat gereksinimlerini doğrudan dışarıdan yani;yetiştikleri ortamdaki besinlerden sağlar.
Mantarlar gelensel olarak bitkiler aleminde sınıflandırılırsa da bitkilerden farklı olarak besinlerine dış kaynaklardan sağladıkları ve kitin içerdikleri için daha çok protista alemi içinde ya da başlı başına ayrı bir alem (fungi) olarak sınıflandırılır.
Yapılarında sentrozom ve plastitler hariç tüm hücresel yapılar bulunabilir.Yapı yönü ile bitiklere yaşam yönü ile hayvanlara benzerler.Kök,gövde ve yaprakları yoktur.

MANTARLAR GENELİKLE BEŞ GRUPTA İNCELENİR BUNLAR:
1-Parazit Mantarları
2-Ekmek Küfü Mantarları
3-Peynir Küfü Mantarı
4-Bira Mayası Mantarı
5-Şapkalı Mantarlar

1-PARAZİT MANTARLARI
Konak canlılarının vücutlarında asalak olarak yaşayıp beslenirler.Konak canlı vücudunda hazır besin alır.Böylece konak canlıda hastalanmaya yol açar.
Örneğin:
Asma yaprağında mildiyö hastalığı
Cavdarda cavdar mahmuzu hastalığı
İnsanlarda saç kıran(kellik)
El ve ayaklarda sulu kaşıntılı yaralar (korunmak için vücut temizliğine önem verilmelidir.

2 EKMEK KÜFÜ MANTARI
Çürükçül yaşayan bir mantardır.Ekmek,reçel,salça gibi nemli besinlerin üzerinde yaşarlar,çoğalırlar.Beslenme esnasında oluşturdukları hiflerle küflenmeye neden olurlar.Besinlerin küflenmesini önlemek için havasız,soğuk ve nem oranı düşük ortamlarda muhafaza edilebilir.
Yaşadıkları ortam şartları uygunsa;eşeyli olarak,uygun değilse eşeysiz olarak (sporla) çoğalırlar.

3-PEYNİR KÜFÜ MANTARI
Peynir,limon gibi yiyecek maddeleri üzerinde çürükçül yaşar. Peynir küfünden “Penisilin “antibiyotiği elde edilir.

4-BİRA MAYASI MANTARI
Hifleri yoktur.Tek hücrelidirler.Şekerli sudaki şekeri ayrıştırarak kendisi için gerekli besini sağlar.Ortamdaki şeker yeterli değilse “Tomurcuklanarak”çoğalırlar.Ortam koşulları bozulunca (şeker azaldığında) sporlanırlar.

5-ŞAPKALI MANTARLAR
Humuslu topraklarda,nemli tarla ve çayırlarda görülen mantarlardır.Organik madde bakımından zengin,nemli ve loş ışıklı ortamlarda yetişirler.Şapkalı mantarlarda çürükçül olarak beslenirler.Sporlarla çoğalırlar.Mantarlarda gerçek kök bulunmaz.Mantarları toprağa bağlayan, kök görevi yapan hiflerin uzantısıdır.Gövde yerine de küçük ve etli bir sap bulunur.Sapın üstünde de şapka denilen yapı yer alır.Şapkanın altında lameller bulunur.Lameller arasında spor keselerine rastlanır.

NOT:Şapkalı mantarların yenen tipileri olduğu gibi zehirli olanları da bulunmaktadır.Zehirleri çok güçlü olup insan öldüreni de vardır.Zehirli ve zehirsizlerin tat ve görüşleri aynı olduğu için uzmanları da yanıltabilirler.Bu yüzden de mutlaka kültür mantarları yenmelidir.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/12/2008 - Bitkide çiçeğin görevi

Kategori: bilgi
Bitkide çiçeğin görevi tozlaşma yoluyla bitkinin çoğalmasını sağlamaktır. Bir çiçeğin erkek organından serbest kalan polenlerin diğer çiçeğin dişi organının tepeciğine ulaşması ve burada yeni bitki tohumlarının oluşması olayıdır. Tozlaşma olayında etkili faktörler şunlardır:

     1.Rüzgar: Polenlerin taşınması rüzgarla sağlanır. Kullanışlı ve sık görülen bir tozlaşma çeşidi değildir.

     2.Böcekler: Polenlerin arılar, sinekler ve benzer böcekler tarafından taşınması. Yaygın olan tozlaşma şeklidir. Çiçeğin güzel kokusu, güzel ve parlak görünümü ve salgıladığı şekerli maddeler böceklerin dikkatini çeker. Çiçeğin üzerine gelen böceklerin ayaklarına yapışan polenler böceğin diğer çiçeklere konmasıyla oralara taşınmış olurlar.

     3.Kendi kendine tozlaşma: Aynı çiçeğin erkek organındaki polenlerin dişi organına ulaşması sonucu meydana gelen tozlaşma şeklidir.

     Çiçekte döllenme sonucunda tohum oluşur ve bu tohumun etrafının yumurtalıkla çevrilmesi sonucu meyve oluşur. Tohumun toprakta çimlenmesiyle yeni bitkiler oluşmuş olur.

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/12/2008 - Ay'ın Evreleri :

Kategori: bilgi
Ay'ın değişik biçimlerde görülmesine "Ay'ın evreleri" denir.

1)YENİ AY:
Ay'ın Güneş hizasından yeni ayrıldığı andır. İncecik görünümü ile Güneş'in batışından kısa bir süre sonra batıda görülür. Ay, Dünya ile Güneş arasında olduğundan dolayı Güneş'e dönük olan parlak yüzü Dünya'dan görülmez.

2) İLK DÖRDÜN :
Yeni Ay'dan 7,5 gün sonraki görünen durumdur. Ay, Yeni Ay evresinden sonra hilal şeklini alır. Bundan sonra Ay'ın aydınlık yüzeyinin yarısı Dünya'dan gözlenir. Bu döneme Ilk dördün denir.

3) DOLUNAY :
Yeni ay'dan 14 gün sonraki görünen durumudur. Ay, Dünya etrafındaki hareketinin yarısını tamamladığında Dünya ve Güneş'le aynı hizada yer alır. Böylece Ay Güneş'ten aldığı ışınları Dünya'nın karanlık yüzeyine yansıttığı için Dünya'nın bu yüzeyinden daire şeklinde parlak görülür. Bu görünümü dolunay durumudur.

4) SON DÖRDÜN :
Ay'ın Dolunay'dan sonra Yeni Ay evresine yaklaştığı aydınlık yüzeyinin yarısının ikinci kez Dünya'dan görülme evresidir. 

AY'IN HAREKETLERİ : 

1) AY'IN KENDİ EKSENİ ETRAFINDAKİ DÖNÜŞÜ:
Kendi ekseni etrafındaki hareketi güneş günüyle 29,5 günde tamamlar) Yani Ay'ın kendi ekseni etrafındaki hareketi çok yavaştır.

2) AY'IN DÜNYA ETRAFINDAKİ DÖNÜŞÜ :
Dünya etrafındaki hareketi (Bunu da aynı sürede yani 29.5 günde tamamlar)
Bu nedenledir ki;
* Dünya'dan bakıldığında Ay'ın hep aynı yüzü görülür.
* Ay'da yaklaşık 15 gün gündüz, 15 gün gece yaşanır.
Gece-gündüz süreleri arasmdaki farkm fazla olması ve atmosferinin olmaması günlük sıcaklık farkmm çok fazla olmasmda etkili olmuştur, Bu da Ay'da şiddetli mekanik çözülmelerin görülmesinde etkili olmuştur.

3) AY'IN GÜNEŞ ETRAFINDAKİ DÖNÜŞÜ :
Dünya ile birlikte Güneş etrafındaki hareketi: Bunu da 365 gün 6 saatte tamamlar. 


AY HAKKINDA BAZI BİLGİLER

- Ayın Kütlesi.............:(1024 kg) 0.07349
- Ayın Hacimi.............: (1010 km3) 2.1968
- Ayın Yarıçapı...........: (km) 1737.4
- Ayın Kütle Yoğunluğu: (kg/m3) 3340
- Ayın Yerçekimi Sabiti: (m/s2) 1.62
- Ayın Kavuşum Dönemi: (gün) 29.53
- Ayı  Yıldızıl Dönemi...: (gün) 27.3
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/12/2008 - Güneş'e çıplak gözle bakmak neden sakıncalıdır?

Kategori: bilgi

Optisyen Nazif Eken, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 29 Mart Çarşamba günü gerçekleşecek güneş tutulmasıyla ilgili en önemli konulardan birinin göz sağlığı ve güvenliği olduğunu açıkladı. 


Güneşten gelen UV ışınlarının gözlerde önemli ve kalıcı tahribatlara yol açabileceğini de belirten Eken, şunları kaydetti: ´´Güneşe direkt bakılması durumunda oluşabilecek göz rahatsızlıklarından biri, genellikle kayak sporuyla ilgilenen insanlarda görülen kar körlüğüdür. Bir diğer rahatsızlık ise halk arasında et büyümesi olarak bilinen (Pterjium)dur. Bu, göz merceği içerisinde proteinlerin yapısını bozarak katarakt oluşumuna yol açar. Çıplak gözle koruyucu filtreler kullanmaksızın kısa süre güneşe bakılması sonucu şiddetli ışık ile oluşan puslu görme ve görüntüde kırılma problemi kalıcı olur. Bu iki problemin de tedavisi bulunmamaktadır. Hatta kör olma riski bile yüzde 100´e yakındır.´´


Eken, özellikle katarakt ameliyatı olan veya lazer tedavisi görmüş kişilerin kesinlikle güneşe bakmaması gerektiğini de belirterek, ´´Katarakt ya da lazer tedavisi olmuş kişilerin, özel tutulma gözlükleriyle bile olsa güneşe direkt bakmaları son derece risklidir. Bu sebepten o gün çok istenilse dahi göz sağlıklarını korumaları amacıyla güneş tutulmasını izlememeleri gerekmektedir´´ dedi

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/12/2008 - Dünyanın Şekli İle İlgili Eski Görüşler Nelerdir?

Kategori: bilgi

Yer Bilimleri’nin tarihçesine dönüp baktığımızda, insanoğlunun yerküreyi bilimsel anlamda modelleyip ifade etme ve ekonomik yarar sağlama çabası içerisinde olduğunu görürüz.. Tarih boyunca matematik, fizik ve kimya bilginlerinin devrim niteliğindeki bulguları, diğer pek çok alanda olduğu gibi yer bilimlerinde de önemli ilerlemelerin kaydedilmesine, yerin fiziğine yönelik yeni kavram ve görüşlerin ortaya çıkıp olgunlaşmasına yol vermiştir. Bu amaçla yer içinin anlaşılmasına yönelik, tarihte devrim niteliğinde olan önemli bilimsel araştırmların gelişimini kronolojik olarak ifade etmeye çalıştık.
 
Yerküremizin bilimsel olarak anlaşılmasına ilişkin ilk görüşler, M.Ö.VI. yüzyılda başını ünlü matematikçi Pisagor’un çektiği bir gurup bilim adamı tarafından ortaya atılmaya başlanmıştır. Esasen Ege’nin Samos Adası yerlisi olan Pisagor, ne yazık ki İtalya’nın güneyinde ki bir Yunan Kolonisi’ne sürgüne gönderilmiştir. Pisagor dünyanın yuvarlak olduğunu savunuyordu, çünkü ay tutulması esnasında dünyanın ay üzerinde dairesel bir gölge oluşturduğunu gözlemlemişti. M.Ö. III. yüzyılda İskenderiye’deki kütüphanenin ikinci müdürü olan Eratosthenes, yaz mevsimi ortalarındaki bir gün dünyanın çapını hesaplamıştır. Bu hesaplamayı gün ortasında güneş ışığının İskenderiye’ye geliş açısı ile, Aswan’in 750 km güneyi, yani Yengeç Dönencesi’nin bulunduğu yerdeki güneş ışığının geliş açısı arasındaki farktan, dünyanın yuvarlak olduğu ön kabulüyle hesaplamıştır. Daha sonraki dönemde ise Rönesans sonrasına kadar Yerküre’nin şekli ve özellikleriyle ilgili küçük ilerlemeler kaydedilmiştir.

XVI. yüzyılda İngiliz Donanması’nın yükselişi ve Amerika kıtasının keşfi gibi olaylar açık okyanuslarda konum belirleme konusunda büyük gelişmelere esin kaynağı olmuştur. 1576 yılında Londra’da denizcilik malzemeleri satan Robert Norman mıknatısın iğnesinin, yatayla olan eğim açısını dikkatlice ölçmüştür. Aynı gözlemi 1580 yılında emekli Deniz Komutanı William Borough (1536-1599) daha da hassas biçimde yapmıştır. Mağnetizma konusunda ki aynı merak, Kraliçe Elizabeth’in doktoru olan William Gilbert’i (1540-1603) cesaretlendirmiştir. William Gilbert, Yer’in mağnetik alanının mıknatıstaşından (magnetit) yapılmış bir küre etrafına konan magnetik iğnelerle modelini oluşturmuştur. Sonrasında Norman ve Brough’un ölçümleri 1622 ve 1635 yıllarında tekrarlanınca görülmüştür ki Londra’daki mağnetik eğim açısı 50 yıl içersinde 7 dereceden fazla değişmiştir. Bu jeomağnetik alanın dinamik bir yapıda olduğunu gösteren dikkate değer bir gözlem olmuştur.

Boylamın belirlenebilmesi için ise zamanın kesin olarak ölçülebilmesi gerekiyordu. 1670 yılında Fransız ‘Académie Royale Des Scıences’ (Kraliyet Bilim Akademisi),Jean Richer (1630-1696) adında bir gölbilimciye maddi olanak sağlayarak, Fransız Guyanası’ndaki idari bölge merkezi olarak bilinen Cayenne’e göndermiştir. Burada Richer, Paris’e göre ayarlanmış bir sarkaçlı saatin, günde 148 saniye geri kaldığını fark etmiştir. 1687 yılında Sir Isaac Newton ünlü yapıtı ‘Principia’ sını (Doğa Yasalarının Matematiksel İlkeleri) ortaya koymuştıur. Bu “İlkeler” adlı yapıtında; Yerküre’yi tutan kuvvetin gravite kuvveti olduğu ve merkezkaç kuvvetinin bir sonucu olarak, dünyanın çapının ekvatorda, kutuplardakinden 1/229 kat daha fazla olması gerektiğini belirtmiştir. Newton ve Richer’in gözlemleri sonucu; ikisi de gravitenin ekvatorda azaldığı görüşünde birleşmişlerdir.

Daha sonra Fransız jeodezik araştırma grubunun Akdeniz kıyılarından, Manş Denizi Adalarının kıyılarına kadar olan araştırması, 1718 yılında araştırma başkanı Jacques Cassini (1677-1756)’nin açıklamasıyla tamamlanmıştır. Araştırma sonucunda Cassini, Newton’un tahminlerinin aksine dünyanın şeklinin yumurta gibi (elipsoid) olduğunu açıklamıştır.1735 yılında ise üç Fransız matematikçi Pierre Louis Moreau de Maupertuis (1698 -1759), Pierre Bouguer (1698 – 1758) ve Alexis-Claude Clairaut (1713 –1765) kendilerine Kraliyet Bilim Akademisi (L’ Académie Royal Des Sciences) tarafından maddi olanak sağlanarak, Peru ve Lapland’daki enlemlerin derecelerini araştırmak ve karşılaştırmak ve de Yer’in esas şeklini bulabilmek için yola çıkmışlardır. Lapland’deki araştırma 14 ay içinde tamamlanırken Peru’daki araştırma tam 9 yıl sürmüştür. Araştırmanın sonucu, Newton’un dediklerini doğrulamıştır yani Yerküremizin kutuplardan basık olduğu kabul edilmiştir. Maupertuis, Bouger ve Clairaut, çalışmaları sırasında Yer’in çekim kuvveti konusunda uzmanlaşmışlardır. Clairaut gravitenin enlemle değişimi arasındaki ilişkiyi saptamış ve Bouguer’dePeru’da ki araştırmasında yüzeye yakın kayaçlarının yoğunluğunun gravite ve yükseklik üzerindeki etkisini keşfetmiştir.

1744 yılında İngiliz astronot Royal Nevil Maskelyne (1732 –1811) iki nokta arsındaki en kısa mesafeyi, gökyüzündeki sabit yıldızları referans alarak ölçmüştür. İskoçya’da izole edilmiş Schiehallion dağının her iki yanında konumlanmış iki çekül doğrultusunda düşeyden uzaklığı ölçmüştür. Bunların bağıl garvitasyonel çekiminden dolayı, Maskelyne Yer’in ortalama yoğunluğunun, ölçüm yaptığı dağın ortalama yoğunluğunun iki katı olduğunu söylemiştir. Daha duyarlı bir belirleme, ağırlıkları bilinen iki kütle arasındaki çekimin hassas olarak ölçülmesinden yola çıkarak Newton’un ‘yerçekimi sabiti’ni ölçen Henry Cavendish (1731-1810) tarafından XVIII. yüzyılın sonlarında yapmıştır. Cavendish, Yer’in ortalama yoğunluğunun, suyunkini 5,48 katı olduğunu ve bu değerin yeryüzünde bulunan kayaçların ortalama yoğunluğunun neredeyse iki katı olduğunu bulmuştur.

Kaşif, iklim bilimci, coğrafyacı ve hatta jeofizikçi Baron Friedrich Von Humboldt (1769-1859)’un kişisel girişimleri sonucu, 1830’lu yıllarda Magnetik Gözlemevleri dünyanın belirli yerlerinde kurulmuştur. Büyük matematikçi Karl Ferdinand Gauss (1777-1855), 1807-1855 yıllları arasında Göttingen Üniversitesi Rasathanesi müdürü olmuş ve bir yüzyıldan fazla kullanılan çok duyarlı bir magnetometre icat etmiştir. Gauss ayrıca, 1836’dan 1841’e kadar tüm Avrupa’da rasgele magnetik gözlemlerin koordine edildiği Magnetik Araştırma Derneği’nide (Magnetischer Verein) kurmuştur. 1835’de Gauss, yer magnetik alanının dipolden türemeyen küçük bir alana sahip olduğunu keşfetmiştir.

XVIII. yüzyıl sonlarında buhar gücüyle çalışan pompaların kullanılması, madenlerde kazı yapılırken daha derine inme imkanı sağlamıştır. Sonuç olarak yerin içine inildikçe sıcaklığın arttığını ölçebilme imkanı sağlamıştır (1800’lerin ilk yılları 500 m yer içi derinliğene inilmiştir). 1797 yılında İskoçya’da James Hall (1761- 1832) kayaç eriyiklerini yüksek ısıda eritip, birleştirip ,kristalize ederek deneyler yapmaya başlamıştır. 1830 yılında madenlerde ölçülen ekstrapole edilmiş sıcaklık artışı en az 80 km derinlikteki bilinen kayaçların erime eğrileri ile örtüşür. Ergimiş bir kaya rezervuarı üzerindeki ince katı bir yerkabuğu modelini içeren bir Yerküre kavramı tartışılmıştır.Bunlar, 1838 yılında Cambridge’de matematikçi olan William Hopkins’in açıklamalarıyla son bulmuştur.Hopkins yer gel-gitlerinin olmadığını(Earth tides) ve dünya eksenininde, güneş ve ayın etkisi ile meydana gelen yerin eksenindeki yönlenme kaymalarının olduğunu ve dünyanın en az 1600 km derinliğe kadar katı olması gerektiğini ortaya koymuştur.

Yer’in içiyle ilgili en büyük ve önemli buluş XIX. yüzyılın sonlarında ‘sismograf’ın keşfiyle meydana gelmiştir. Sismograf bir deprem sonucu oluşan yer hareketini sürekli olarak kaydeden bir düzenektir. Sismograf ile uzaktaki depremlerin titreşimlerini ilk olarak İngiliz fizikçi James Ewing (1856 –1935) Tokyo’da çalışırken 1880 yılında kaydetmiştir. 1889 yılında Japonya’da meydana gelen deprem, kazayla Almanya’daki çok hassas bir gravimetre tarafından kaydedilmiş ve bu da deprem dalgalarını tüm dünyayı dolaştığını kanıtlamıştır. 1895 yılında İngiliz John Milne (1850-1913) onbeş yıl sonra Japonya’da depremler üzerine çalıştıktan sonra, dünya çapında bir sismik network kurmak için İngitere’ye dönmüştür. Milne kayıtlarını, İtalyan sismik istasyonlarıyla işbirliği içersinde tutarken, Hindistan Jeoloji Kurumu eski başkanı Richard Dixon Oldham (1858- 1936) bu kayıtlardan yararlanarak 1906 yılında dünyanın tam zıt tarafında meydana gelen ikincil “transverse (shear) dalgalarının”Yer’in çekirdeğinden geçerken yavaşladığını açıklamıştır. Oldham ayrıca bağıl hızlar ve bundan dolayı yerin dışı kabuğunun yoğunluklarına dayanarak yerkabuğunun dünyaya kıyasla çok çok küçük kalınlıkta olacağını söylemiştir.

Yerküre’ye ait metalik bir çekirdeğin varlığı Gezegenimizin yoğunluğunu oldukça büyük hesaplayan Cavendish’den bu yana, bir yüzyıdan daha fazla bir zamandan beri söylenmektedir. Alman jeofizikçi Emil Wiechert (1861-1928) meteoritlerin birleşimini ve metoritlerdeki elementlerin dağılımını göz önüne alarak, demir-nikel karışımı bir yer çekirdeğin varlığını ileri sürmüştür. Daha sonra 1909 yılında Oldman tarafından yanlış olarak kestirilen çekirdeğin çapı, Wiechert’in bir öğrencisi olan Beno Gutenberg (1889-1960) tarafından, uzak depremlerin hakkında detaylı incelenmsiyle, 7000 km olarak bulunmuştur. Aynı yıl Yugoslav jeofizikçi Andrij Mohorovicic (1857-1936) yerel deprem kayıtlarını kullanarak, Oldham‘ın tahmin ettiği yoğunlukları biri diğerinden farklı olan kabuk ve manto tabakaları arasındaki süreksizliği açıkladı. Daha sonra da bu süreksizliğe “Moho süreksizliği” denmiştir. 1926 yılında İngiliz matematiksel jeofizikçi Harold Jeffreys (1891-1989) çekirdeğin tamamen, enine dalgalar (S) için geçirmez olduğunu ve S dalgalarının sıvı otamda yaılmamasından dolayı da yerin çekirdeğini oluşturan metalin sıvı halde bulunduğunu kanıtlamıştır. Bu görüşten on yıl sonra Danimarka’lı jeofizkiçi Inge Lehmann batı Pasifik depremlerinin titreşimlerini, Avrupa’da kaydedip çekirdeğin içinde/kalbinde kendinden daha yoğun bir katı bir iç çekirdek olduğunu belirlemiştir. 1946’da Amerika’da çalışan alman jeofizikçi Walter Elsaser, yer mağnetik alnının kökenini açıklamak üzere, kendi kendini besleyen bir dinamo modeli için sıvı bir dışı çekirdek olması gerektiğini önermiştir. BöyleceXVI. yüzyılın sonundan beri jeomağnetik alanda gözlenen kaymalar/değişimler yer içindeki akışı yansıtığı görüşü hakim olmuştur.

Yer içinde seyahat eden sismik dalgaların yayılma yörüngelerinden elde edilen istasyonlara varış zamanların incelenmesiyle data ayrıntılı yer içi haritalarının elde edilmesini sağlamıştır. 1980’li yılların başlamasıyla, bilgisayarla hızlı işlem yapabilme olanağı doğmuştur.Dünya üzerinde meydana gelmiş tüm deprem kayıtları yardımıyla mantonun üç boyutlu sismik tomografik hız modelleri çizilmiştir. Manto içindeki yüksek ve alçak yoğunluk bölgelerinin yanal dağılımı büyük olasılıkla yer içindeki konveksiyonun yükselip alçalan kolonlarını yansıtmaktadır. Mantonun mineralojik haritalamada yardımcı bilgi olarak derin mağma kanalları ve yüksek basınç fazındaki değişmelerimn deneysel ve teorik araştırmaları sonucu elde edilen bilgiler göz önüne alınmıştır.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/10/2008 - "BULUTLAR NASIL OLUŞUR ??"

Kategori: bilgi
Tepenizde gördüğünüz orta büyüklükte, yaklaşık l kilometre çapındaki bir bulutun hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde l -5 milyon kilogram su vardır Peki nasıl oluyor da bu kadar su başımıza kovadan dökülür gibi dökülmüyor, bu kadar tonlarca ağırlık havada durabiliyor? Gerçekten bulutlar gökyüzünün inanılmaz ve harika süsleridir Hiçbir bulut diğeri ile şekil ve hacim olarak aynı değildir Çünkü oluşumlarına etki eden hava akımları, sıcaklık, basınç, havadaki toz miktarı vb gibi o kadar çok etken vardır ki, çok değişken olan atmosferde iki yerde bütün bu şartlan eşit olarak sağlamak mümkün değildir

Isınan yeryüzünden buharlaşan su, havadan hafif minik su buharları şeklinde doğruca gökyüzüne yükselir Belirli bir yükseklikte basınç azaldığı, hava da soğuduğu için minik su damlacıkları haline geçerler ve bulutları oluştururlar Başlangıçta bu damlalar o kadar küçüktür ki, çapları birkaç mikrometredir, (insan saçı 100 mikrometredir) Ortalama bir yağmur damlasının oluşabilmesi için bunlardan milyonlarcasımn birleşmesi gerekir

Bulutların bu kadar ağırlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu damlacıkların çok küçük olmalarıdır Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1000000 tondur, yani bin kez daha ağırdır Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz

Bulutun oluşumunda başlangıçta oluşan su damlacıkları o kadar küçüktür ki, üzerlerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi beyaz görünürler Su damlacıkları birleşip büyüdükçe, yani kalınlaştıkça ışığı daha az yansıtırlar, bu nedenle de yağmur bulutları daha koyu, gri hatta siyaha yakın renkte görünür Gittikçe büyüyerek ağırlaşan bu damlalar bulutun altında toplandığından, bu tip bulutların tabanları üst taraflarına nazaran daha koyu renktedirler

Havadaki sıcaklık yatay olarak genellikle aynıdır Bu nedenle havanın içine suyu alabileceği yükseklik yatay olarak hemen hemen aynı olduğundan bulutların altları daha düzdür Bulutun ortası ile üst kenarı arasındaki ısı farklı olduğu ve üst tarafında su damlası oluşumu devam ettiği için üst taraflar kıvrımlıdır Bulutlar şekillerine ve yüksekliklerine göre sınıflandırılırlar Genelde üç ana grupta toplanırlar

Bu sınıflandırmaya göre, ince, tutam tutam, ufak bulutlara 'sirüs', kümeler halinde olanlara 'kümülüs', ufukta tabaka halinde görünenlere de 'stratus' deniliyor Ayrıca iki tane de yükseklik kategorisi var Bulutun tabanı yerden 2000 - 6000 metre yükseklikte ise ön ismi 'alto', 6000 metreden daha yükseklikte ise de 'sirro' oluyor Yağmur bulutlarına da diğerlerinden ayırmak için 'nimbo, nimbus' gibi isimler ekleniyor

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/8/2008 - ÖNEMLİ BULUŞLAR ve TARİHLERİ

Kategori: bilgi
1280 İlk gözlük İtalya'da yapıldı.
1450 Johannes Gutenberg'in baskı makineleri kitap üretiminde çığır açtı. Bunun sonucunda yeni icatlar hakkındaki bilgilerin yayılması hızlandı.
1453 Copernicus, gezegenlerin Dünyanın etrafında değil, Güneş'in etrafında döndüğünü ortaya atan kuramını yayımladı.
1592 Galileo, cisimleri 30 kez büyüten bir teleskop yaptı.
1614 İskoçyalı matematikçi John Napier logaritma cetvelini icat etti.
1618 Johannes Kepler, gezegenlerin Güneş'in çevresinde çizdikleri elips biçimindeki yörüngeleri betimleyen yasaları yayımlar.
1622 Blaise Pascal, babasının vergi hesaplarında kullanması için bir toplama makinesi icat etti.
1643 Evangelista Torricelli, hava basıncını ölçmek için şimdi civalı barometre denilen cihazı icat etti.
1656 Christian Huygens, Galileo'nun fikirlerine dayanan hassas bir sarkaçlı saat tasarladı.
1668 Isaac Newton ilk aynalı teleskopu yaptı.
1682 Edmond Halley, daha sonra kendi adıyla anılacak bir kuyrukluyıldızın yörüngesini çizip betimledi.
1687 Newton'un, evrensel çekim yasalarını formülleştirdiği Principia başlıklı kitabının yayımladı.
1690 Edmund Halley, dalış makinelerine hava pompalayacak bir yöntem geliştirdi.
1698 Thomas Savery'nin yaptığı ilk buhar makinesi, su altında kalan madenlerdeki suyu dışarı pompalamada kullanıldı.
1733 İngiliz bir dokumacı tarafından icat edilen "uçan mekik" adındaki alet bir kişinin bir günde üretebileceği kumaş miktarını ikiye katladı.
1752 Benjamin Franklin, yıldırımın elektrikten kaynaklandığını gösterdi.
1783 Marquis de Jouffroy d'Abbans ilk buharlı gemiyi yüzdürdü.
1783 Montgolfier Kardeşler bir sıcak hava balonunu başarıyla uçurdu.
1789 Lavoisier'nin, 33 elementi sıraladığı ve bu elementlerin adlandırılması ile ilgili modern sistemi sunduğu "Kimyasal Adlandırma Yöntemi" yayımlandı.
1796 Edward Jenner, bir çocuğu çiçek hastalığına karşı aşıladı.
1799 Alessandro Volta, ilk elektrik bataryasını yaptı.
1801 İlk denizaltılardan olan Nautilus ilk yolculuğunu tamamladı.
1804 Richard Trevithick raylar üzerinde giden ilk buharlı lokomotifi yaptı.
1814 Friedrich König elle çalışan matbaadan çok daha hızlı olan buharlı matbaayı geliştirdi.
1819 Augustus Siebe basınçlı bir dalgıç elbisesi tasarlayarak insanların daha derinlere dalabilmesini sağladı.
1820 Hans Oersted, elektrik akımının pusulanın iğnesi üzerinde manyetik etki yarattığını gösterdi.
1821 Charles Babbage, karmaşık matematiksel tabloları otomatik olarak hesaplamak için tasarladığı "fark makinesi" nin üzerinde çalışmaya başladı.
1826 Fransız fizikçi Joseph Niepce tarihteki ilk fotoğrafı çekti.
1829 George Stephenson, en iyi buharlı lokomotif tasarlama ve yapma yarışmasını kazandı. Rocket adlı bir lokomotif üretti.
1830 İlk dikiş makinesi Fransız terzi Barthelemy Thimonnier tarafından tasarlandı.
1836 Samuel Colt, yaptığı hızlı ateş eden tabanca "altıpatlar" ın patentini aldı.
1837 Isambard Kingdom Brunel, ilk kıtalararası buharlı gemiyi yüzdürdü.
1837 İki İngiliz mucit William Cooke ve Charles Wheatstone ilk elektrikli telgraf makinesini yaptı.
1838 Samuel Morse kendi geliştirdiği Morse alfabesini ilan etti.
1839 Louis Daguerre vesikalık fotoğraflarda çok tutulan daguerrotype fotoğraf tekniğini icat etti.
1841 Michael Faraday, hareketli bir mıknatıstan elektrik akımı elde etti.
1843 Samuel Morse, telgraf mesajlarında kullanılmak üzere nokta ve çizgilerden oluşan ünlü mors alfabesini icat etti.
1846 Amerikalı bir dişçi bir çene ameliyatında acıyı hissettirmemek için eter kullandı.
1848 İlk yürüyen merdiven, New York'ta turist çekmek için kuruldu.
1849 Çengelli iğne icat edildi.
1857 New York'ta bir dükkân asansörü olan ilk bina oldu.
1860 Belçikalı Etienne Lenoir ilk içten yanmalı motoru yaptı.
1863 İlk metro (yeraltı demiryolu) hattı Londra'da işletmeye açıldı.
1868 Gregor Mendel, bezelye bitkileriyle yaptığı, modern genetik kuramının temellerini oluşturan araştırmalarını bitirdi.
1868 Bir gazetenin yazı işleri müdürü olan Christopher Sholes ilk kullanışlı daktiloyu yaptı.
1872 Fotoğrafçı Eadweard Muybridge ilk ardışık fotoğraflar dizisini çekti.
1876 Alexander Graham Bell ilk telefon konuşmasını yaptı.
1877 Edison fonografı icat etti.
1878 Joseph Swan elektrik ampulünü icat etti.
1879 Ernst von Siemens elektrik döşenmiş bir hat üzerinde giden ilk elektrikli treni sergiledi.
1881 Emile Berliner, yassı plaklar kullanan ilk gramofonu yaptı.
1885 Louis Pasteur, bir dizi aşı yaparak, kuduz bir köpek tarafından ısırılmış bir çocuğun yaşamını kurtardı.
1885 Fizikçi Heinrich Hertz elektromanyetik dalgaların varlığını gösterdi.
1885 Avusturyalı kimyacı Carl Auer, muma göre daha kullanışlı ve güvenli olan bir havagazı lambası icat etti.
1886 Linotip adlı makine, gazetelerin ve kitapların daha hızlı hazırlanmasını sağladı.
1888 George Eastman, Kodak no.l adlı fotoğraf makinesini üretti ve müşterilerinin filmlerini banyo etti.
1889 Edison'un yardımcısı Charles Batchelor sinema filmlerinin seslendirilmesi üzerine deneyler yaptı.
1890 Daimler motor şirketi, dört tekerlekli ve akaryakıtla çalışan otomobil üretimine başladı.
1890 Herman Hollerith'in icat ettiği elektrikli sayma makinesi sayesinde Amerika'da nüfus sayımı işlemi çok hızlı bir şekilde sonuçlandırıldı.
1895 Paris'te Lumiere Kardeşler 10 hareketli filmden oluşan bir gösteri yaptı.
1895 Wilhelm Röntgen, X-ışınlarını buldu.
1898 Valdemar Poulson, modern teybin öncüsü olan bir cihaz yaptı.
1901 İlk radyo transistörünü Marconi geliştirdi.
1902 İtalyan Guglielmo Marconi, Manş Denizi üzerinden radyo dalgalarıyla mesaj iletmeyi başardı.
1903 Amerikalı Wright Kardeşler ilk motorlu uçağın uçuşunu gerçekleştirdi.
1903 Henry Ford, yeni araba fabrikasıyla seri üretim tekniğini getirdi.
1903 Willem Einthoven, kalbin işleyişini kaydeden elektrokardiyografi cihazını icat etti.
1904 John Fleming'in geliştirdiği cam diyotlar radyo cihazlarının vazgeçilmez parçası oldu.
1908 Adını mucidinin adından alan Geiger sayacı radyasyonu saptamak ve ölçmek için kullanılmaya başlandı.
1910 Fransız Henri Fabre, tekerlekleri olmayan ve su üzerinde seyredebilen bir uçak geliştirerek ilk deniz uçağını icat etti.
1911 Marie Curie, radyoaktiflik konusunda kendi başına yaptığı çalışmalardan dolayı Nobel Ödülü aldı; böylece de bu ödülü iki kez alan ilk kişi oldu.
1911 Ernest Rutherford, atomun merkezinde bir çekirdek olduğunu gösterdi.
1919 Einstein, "Genel Görelilik" konusundaki yazısını yayımladı.
1921 Philip Drinker, hastaların solunum yapmasına yardım etmek için "demir ciğer"i icat etti.
1922 İlk mikrofilm tanıtıldı.
1926 John Logie Baird ilk televizyon görüntüsünü başarıyla iletti.
1926 Robert Goddard ilk sıvı yakıtlı roketi fırlattı.
1926 ABD'li Profesör Robert Hutchinson Goddard ilk sıvı yakıtlı roketi geliştirdi. Gaz ve sıvı oksijenle işleyen roket, 12,5 metre yüksekliğe çıktı ve 56 metre yol aldı.
1928 Bugün penisilin dediğimiz bir oluşumun bakterileri öldürmesi Alexander Fleming'in dikkatini çekti.
1933 İki Alman bilim adamı Max Kroll ve Ernst Ruska elektron mikroskobunu yaptı.
1935 Alman şirketi AEG, sesi kaydetmek için plastik manyetik teyp bandını geliştirdi.
1938 Macar mucit Lazlo Biro, bıro da denilen bilye uçlu tükenmez kalemi icat etti.
1938 Amerikalı Chester Carlson ilk fotokopi makinesini icat etti.
1939 İgor Sikorsky adlı bir Rus mühendis tarafından ilk helikopter yapıldı.
1940 İlk elektronlu mikroskop Philedelphia'da tanıtıldı.
1942 Wernher von Braun, Almanya'nın ilk uzun menzilli füzesi olan V-2'yi fırlattı.
1942 Enrico Fermi, ABD'nin Chicago kentinde, nükleer enerjinin denetim altına alınabildiği bir nükleer reaktör yaptı.
1943 Jacques-Yves Cousteau ve Emile Gagnan, ilk dalış tüpünü tasarladılar.
1945 Amerikalı mucit Percy Spencer, ilk mikrodalga fırını tasarlayarak patentini aldı.
1946 John Mauchy ve John Eckert'in geliştirdiği, Amerika'nın ilk elektronik bilgisayarı ENIAC halka gösterildi.
1947 Edwin Land bir dakikadan az bir sürede siyah beyaz fotoğraf çıkaran polaroid makineyi icat etti.
1953 Francis Crick ile James Watson DNA molekülünün yapısını keşfetti.
1957 Sovyetler Birliği tarafından Dünyanın çevresinde dönen insan yapımı ilk cisim Sputnik I fırlatıldı.
1960 Theodore Maiman ilk lazeri yaptı.
1962 Telefon konuşmalarının yanında canlı televizyon görüntülerini de ileten Telstar adlı uydusu fırlatıldı.
1977 Dünyanın tekrar kullanılabilen ilk uzay gemisi olan Uzay Mekiği, ABD tarafından fırlatıldı.
1982 Philips ve Sony şirketleri kompakt diski çıkardı.
1987 İlk sayısal ses bantları (DAT) üretildi.
1990 Yüksek netlikte televizyon (HDTV) yayını ilk kez yapıldı.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sizlere ünlülerimiz,hayvanlarımız ve buna benzer bir çok şey ile ilgili bilgiler vereceğim ve resimlerde var.

Son yazılarım

Hiç bir yerde bulamayacağınız "BRİTNEY SPEARS" konserinden fotoğ
ÇİÇEĞİN GÖREVİ NEDİR?
.-.-.COMİC.-.-.
"ANITKABİR"
**ŞEBNEM FERAH ve AVRİL LAVİNGE** - isimli resim -
"BÜŞRA" - umarım beğenirsin -
*EN KOMİK ÜNLÜ KARİKATÜRLERİ*
="'ZzZaCcC.é€éfroNnN'"=
MANTARLAR
Bitkide çiçeğin görevi
Ay'ın Evreleri :
Güneş'e çıplak gözle bakmak neden sakıncalıdır?
Dünyanın Şekli İle İlgili Eski Görüşler Nelerdir?
..AŞK-I MEMNU..
VOLLEYBALL
TRT kararını verdi. 54. Eurovision Şarkı Yarışması’nda Tür
"BULUTLAR NASIL OLUŞUR ??"
İŞTE MERAKLA BEKLEDİĞİNİZ MUHTEŞEM EN YENİ GRUP HEPSİ RESİMLERİ!
"Apple iPhone 3G"
"!"!"C.H.a.r.L.!.é"$...A.n.q.é.L"$"!"!"

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

guzelkizelif98
mawisperi34
emreaydin60
b3girls
dnsmzk
yaseminirem
runbabyrun
cemremhepsi
elifatabey
hepgunesreklam
aysberqb3
ataberklemuzik
hepsivekutsi
goldenconverse
Backgrounds From myglitterspace.Com Scrollbar By, MyCuteSpace.com
Get your own Chat Box! Go Large!